Pages

16 Ocak 2014 Perşembe

Durun! İntihar edeceğim


Durdurun şu kavgayı çekilin oradan! sesleri sokağı bölmüştü

O gün  firenlerı gevşek, gövdesi paslı, pedalı çevirdikçe gıcırdayan bisikletimin arkasındaki sandıkta dilimlenmiş ekmek taşıyordum. İşim buydu. Ekmek dilimleme makinası çıktığından beri restorantlara poşet poşet dilim ekmek taşıyordum, okuldan sonra kalan boş vakitlerde, hafta sonları.

Sıcak sıcak dumanı üstünde taze çıtır ekmekleri bizim fırından alıp dağıtırken bir gün kokuya yenik düşüp bir dilimi tırtıklamaya başladım. Derken her seferde ekmekleri yemek alışkanlık haline geldi. Ekmek yemeyi küçükten beri severdim ama her an böyle tazesini bulmazdık. Gide gele tırtıkladığım ekmeklerin bir gün başıma bu kadar büyük bela açacağı aklıma gelmemişti.

Yine onca dilim arasında 2 tane yesem ne olacak nasılsa anlamazlar diyerek ekmeği bütün ağızıma atmıştım ki usta beni sokağın başında gördü, ağızımdaki bütün ekmek; bir yandan ekmeğin tazeliğinden ıslanan ağızımın içinde dönüyor, bir yandan da midemden beynime bir ateş dalgası yayılıyordu. Mecbur yuttuk ekmeği. Bisikletimi yakaladığı gibi beni alaşağı eden ustam bir güzel dövmeye başladı.

-demek ekmekleri yersin ha! diyerek girişitiği mücadelede bisikletim devrildi, ağızı gevşemiş ekmek poşeti başka bir yana savruldu. İçinden birkaç parça caddenin ortasına dağıldı. Birkaç dilimin lafımı olurdu halbuki! benim onca ter dökmeme. Üstelik para da almıyordum. Eve ekmek götürüyordum her gün.
Ama aklım ermedi bu işe, bir de karşı çıkmaya kalktım. Atılan dayaklar her seferinde etlerimi kabartıp kızartıyor, bu hiç şakaya benzemiyordu.

Etraftan yardıma kimseler koşmuyor merak edip bakmıyorlardı bile. Canım sıkılmış, gözlerimden tonlarca yaş akıyordu. İri koyu yeşil gözlerimin çizgi film karakterleri gibi parıldamasına sebep olan bu dayak; beni yol ortasında madara etmişti. Karşı bakkalın camekanından yansıyan aksimle burun buruna gelince anlamıştım; erkekliğe bok sürdürmemem gerekiyordu. Tam dönüp hıncımı alayım derken, az evvel kimsenin önemsemeyip bakmadığı bu kavga için şimdi seyircilere bilet kesilse iyi para kaldırabilirlerdi. Neyse, yüzümü tam ustaya dönmüştüm ki yumruğum havada kaldı, benim yumruklarım onunkilerinin yanında bu kadar küçük kalacağı aklıma hiç gelmemişti.

-vay köpoğlusu bir de el kaldırıyor! diyerek daha da kızan usta, bütün gücümün ona yetmeyeceğini sanırım benden önce fark etmişti. Bacaklarıma kürek gibi elleriyle, ayaklarıyla vuruyor, rızkını kediye yüklediği için bir bana bir kendine kızıyordu. Aralarda seyircilerden cılız seslerle itirazlar kulağıma çalınıyordu
-yeterdi ya hu!
Evet sanırım çokça dayak yemiştim. Canımın yanması; yerini sıcak ve yanma hissiyle karışık uyuşmaya bırakmıştı. Kafasında yemeni bozulmuş daha doğrusu tam takılamamış, pespaye üstü başıyla 1 saniyeliğine anamı gördüğümü sandım, sonra bayılmışım.
Uyandığımda acı içinde annemin kucağında buldum kendimi ama annem bile benle ilgilenmiyordu. Herkes damdaki adama bakıyordu. Neler oluyordu!

Evinin çatısına çıkan bu adam uzun zamandan beri işsizdi.
-Evine ekmek götüremiyordu ne zamandır fısıltıları yayıldı kalabalık arasında.
Saatlerini kahvede ya da evde geçirdiğini ben bile biliyordum. Oysa adam; yetti be hayat, çekilin atlayacağım! diyordu. Bizim yüzümüzden atlayamamıştı, üstümüze de atlamamak için önce kavganın bitmesini beklemişti sanırım. Beni döverken yorulan ustam,  kıpkırmızı soğuk kesiği ellerini havaya kaldırmış yapma yahu! diyordu.

Acı içindeki inlemelerime annem sonunda başını çevirip bakınca alnıma sıcak öpücüğünü kondurdu, ama
-dur yavrum bu adam atacak kendini! deyip beni teselli etti.
Kimse benle ilgilenmiyordu. Yoksa bu adam da dayak mı yemişti izinsiz ekmek yemekten. Çünkü mahalleye rezil olan bendim ve sanırım benim de intihar etmem gerekiyordu.
Ekmeğin  ciddi bir sorun olduğunu o gün anlamıştım.
Başka hiç bir besin benim dayak yememe, onun atlamasına sebep olamazdı.

2 yorum: